Tarih Değişiyor, Emperyalizmin Oyunları Değişmiyor
Tarihin en eski gerçeği, büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda halkları birbirine düşürerek yönetme stratejisi olmuştur. Bu yöntem, özellikle çok kültürlü, çok dinli ve çok etnisiteli bölgelerde daha kolay uygulanmıştır. Hatay ve çevresi de tarihin farklı dönemlerinde bu politikanın hedefi olmuştur.
Hatay Cumhuriyeti’nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, hatıralarında önemli bir noktaya dikkat çeker. Fransızlar, 1930’larda Lazkiye’deki Alevilere yönelik olarak, “Siz ne Türk, ne Arap ne de Müslümansınız, Haçlıların bakiyesisiniz” şeklinde propaganda yaparak bölge halkını birbirine düşürmeye çalışmışlardır. Amaç, Hatay’ın Türkiye ile olan bağını zayıflatmak, bölge halkının kimlik bilincini bulandırmak ve emperyalist emeller doğrultusunda kullanılabilecek bir yapı oluşturmaktı.
Ancak bu kirli oyunu gören Atatürk, bölgedeki Alevilerin kökenine dair şu tarihi açıklamayı yapmıştır:
“O coğrafyadaki Aleviler Arap değil, Eti Türkleridir.”
Bu ifade, sadece akademik bir tarih tezi değil, aynı zamanda emperyalizmin kimlik siyasetiyle bölgeyi parçalama girişimlerine karşı güçlü bir siyasi duruştur. Atatürk ve dönemin Türk devlet adamları, bu tür bölücü propagandaların halk arasında karşılık bulmasını önlemek için yoğun çaba sarf etmişlerdir. Nitekim Hatay, 1939 yılında anavatana katılmış ve Fransızların bölgeyi koparma planları boşa çıkmıştır.
Dün Fransa ve İngiltere, Bugün ABD ve İsrail
Tarih tekerrürden ibarettir derler. Ne yazık ki emperyalizmin böl ve yönet stratejileri de yıllar geçse de değişmemektedir. Dün Hatay’ı Türkiye’den koparmaya çalışan güçler, bugün benzer oyunları Suriye’nin kuzeyinde, Irak’ta ve hatta Türkiye’nin güneydoğusunda sahnelemektedir.
Dün Fransa ve İngiltere’nin oynadığı rolü, bugün ABD ve İsrail üstlenmiş durumda. Terör örgütlerine verilen açık destek, bölge halklarını birbirine düşürmeye yönelik propaganda faaliyetleri, sosyal medya üzerinden yürütülen algı operasyonları… Bunların hepsi emperyalizmin yeni nesil silahları.
Bugün, Türkiye’nin güney sınırlarında PKK/PYD’nin devletleşme sürecine sokulmaya çalışılması, Irak ve Suriye’de bölgesel ayrışmaları körükleyen politikalar, mezhep çatışmalarını derinleştirme çabaları hep aynı amaca hizmet ediyor: Bölgeyi parçalamak, zayıflatmak ve yönetilebilir hale getirmek.
Hatırlayalım, 20. yüzyılın başında Osmanlı’nın çöküş sürecinde de benzer senaryolar sahnelenmişti. O dönemde de Araplar, Kürtler, Türkler ve diğer etnik gruplar arasına fitne sokularak Osmanlı toprakları lime lime edilmişti. Bugün ise Türkiye’nin bölgesel gücünü zayıflatmak için aynı strateji tekrar uygulanıyor.
Türkiye’nin En Büyük Gücü: Birlik ve Beraberlik
Ancak tarih bize başka bir şey daha öğretiyor: Eğer halklar bölünmezse, emperyalist planlar başarısız olur.
1939’da Hatay halkı, Fransızların ve Batı’nın kışkırtmalarına rağmen Türkiye ile birleşme iradesini ortaya koyarak büyük bir tarihi zafer kazandı. O gün birlik ve beraberlik içinde hareket eden Hatay halkı, emperyalistlerin oyunlarını bozdu.
Bugün de benzer bir kararlılığa ihtiyacımız var. Türkiye, içerde ve dışarda yürütülen bölücü politikalara karşı güçlü bir milli bilinç ve birlik ruhu ile hareket etmelidir. Kimlik siyaseti ve etnik ayrımcılık tuzaklarına düşmemeliyiz. Terör örgütlerinin ve onların arkasındaki güçlerin hedefinin yalnızca bir etnik grubu veya mezhebi değil, tüm Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü olduğunu unutmamalıyız.
Dün Fransızlar nasıl bölgeyi parçalamak için mezhep ve etnik farklılıkları kullandıysa, bugün de Batılı güçler benzer yöntemlerle bölgeyi kontrol etmeye çalışıyor. Ama unutulmamalıdır ki, tarih değişir, devletler değişir, ancak emperyalizmin oyunları hep aynıdır.
Ve bu oyunları bozmanın tek yolu, dün olduğu gibi bugün de birlik, beraberlik ve güçlü bir milli duruştur.
Mehmet Açık
📧 Her türlü soru ve geri bildiriminiz için bizimle iletişime geçebilirsiniz: guncellhaberajans@gmail.com